Bu sefer bir muscle car efsanesiyle karşınızdayım… 1964 yılında “pony car-muscle car” kavramını dünyayla buluşturan Ford Mustang, otomotiv tarihinde her zaman ikon bir model olmuştur. 60’lardaki şahane ilk nesil Mustang’ten, 80’lerin ruhsuz görünümlü Mustang’lerine kadar her nesliyle adından sıkça söz ettirdi.

2015 yılında piyasaya çıkan 6.nesil Mustang, çizgileriyle ilk nesile -5.nesille birlikte- en güzel gönderme yapan modellerden biri. Bu otomobil aynı zamanda Mustang tarihi için bir dönüm noktası. Uzun zamandır Avrupa’da resmi olarak satılmayan Mustang, bu jenerasyonla birlikte Avrupa’da da satılmaya başlandı. İsteklere cevapsız kalamayan Ford, muscle car ruhunu bozmasada otomobili Avrupa pazarına uygun bir takım değişikliklere tabi tuttu.
Her zamanki gibi iç mekanla başlayalım. Mustang’in iç mekanı buram buram özgünlük kokuyor. 3’lü krom havalandırma ızgarası, yükseltili bölgelere sahip konsol ve uçak tipi şalterlerle farklı bir ambiyans yaratılmış. Otomobile bindiğimde ilk dikkatimi çeken, üstünde “Mustang-Since 1964” yazan şık levha. Hem içeride hemde dışarıda böyle “flashback” detaylarla geçmiş Mustang’lere göndermeler yapılmış.

Mustang’in malzeme kalitesi ortalama bir seviyede. Konsolun üst kısmı; bacak tarafına gelen yan kısımları, kapı içlerinde deri kullanılarak kalite algısı oldukça arttırılmış. Orta konsol, kapı üstleri ve diğer tüm kısımlar sert plastikten imal edilmiş.
Test aracımda bulunan beyaz “bucket” tipi koltukları çok beğendim. Yan destekleri tam ayarında ve görünümleri çok güzel. Hem ısıtma hemde soğutma fonksiyonu standart sunuluyor.
Genelde spor otomobiller kullanışlılık anlamında size pek bir şey vadetmezler. Ancak Mustang bu konuda hiç fena değil. İçinde USB ve SD kart girişleri bulunan orta kolçak, kapı içi cepler ve torpido gözü hacimsel olarak gayet iyiler. Çoğu Ford modelinde bulunan far düğmesi altı saklama gözü Mustang’te de mevcut. Orta konsolda iki adet bardaklık sunulmuş.

 8” dokunmatik ekran diğer Ford modellerinde bulunanla aynı. Çözünürlük ve grafiksel anlamda bir sıkıntısı yok ancak dokunmatik hassasiyeti pek iyi değil.
Shaker imzalı müzik sistemi çok başarılı, basslar ve tizler çok güzel ayarlanmış.

Göstergeler ilk başta gözünüze sıradan gelsede aslında hiç öyle değil. Ford; devir göstergesinin içine “Revolutions per minute”, hız göstergesinin içine de “ground speed” yazarak otomobilin ruhuna uygun küçük espriler yapmış 😀 Göstergelerin ortasındaki ekran baya kapsamlı. 0-100 km/h zamanı ve pist sürenizi ölçmekten tutunda yediğiniz g kuvvetlerine kadar her türlü bilgiyi görebiliyorsunuz.

Mustang’in gayet kullanışlı olduğunu az önce belirtmiştim, aynı durum bagaj içinde geçerli. 408 lt’lik bagaj böyle bir otomobil için son derece yeterli.

Şimdi gelelim Mustang’in asıl parladığı yere yani sürüşüne,

Amerikan spor otomobilleri geçmişten beri karakter olarak Avrupa spor otomobillerine göre oldukça farklıdır. Yumuşak, konforlu yapıdaki süspansiyonları ve büyük V8 motorlarıyla viraj performansından çok düz yol performansına odaklanırlardı. Ancak son yıllarda bu durum değişti. Test aracım olan 6.jenerasyon Mustang’te bu değişime uyanlardan biri. Otomobilde hala bir miktar Amerikan karakteristiği korunmuşken Avrupalıların iyi yönleri de alınmış. Mustang yumuşak süspansiyonları ve ağır gövdesiyle hala Amerikan genlerini hissettiriyor, 430 Nm’lik torkla beraber arkası sürekli yanınıza gelmek istiyor. Fakat bu sırada gerçekleşen olaylar son derece uysal ve kontrollü bir şekilde gerçekleşiyor, ne yaptığınızı biliyorsanız otomobil sizi korkutmuyor. Şanzımanı S moduna alıp, konsoldaki şalterlerden Sport+ yada Race moduna geçtiğinizde otomobil kendini buluyor ve size sonsuz eğlence sunuyor. ESP kapalıyken gövdenin yaptığı salınımlarla beraber arkasının gelmesi kesinlikle kontrolsüz ve bir anda gerçekleşmiyor. Fakat acemi biriyseniz yinede dikkatli olmakta fayda var kaygan bir zeminde torkunda etkisiyle spin atmanız kaçınılmaz olabilir 😀
Herkes Mustang kelimesini duyunca kaputun altında bir V6 yada V8 hayal etsede, Ford bu nesille birlikte 2.3 Ecoboost 4 silindirli turbo benzinli motor seçeneğide sunmaya başladı. 320 hp güç, 430 Nm tork değerine sahip motor Mustang’in ağır gövdesiyle rahatça başa çıkabiliyor. Ne sesi ne de performansıyla 5.0 V8 etmesede beklentileri sonuna kadar karşılıyor. Turbo oluşununda etkisiyle ara hızlanmalar gayet başarılı. Ancak bu aracı alanlar tahminimce bir kaç ay sonra yeterli bulmayıp motora biraz modifikasyon yapacaktır. İç mekana yansıyan seste kesinlikle tok ve V8’e benzer bir ses.
Selectshift 6 ileri tork konvertörlü otomatik şanzıman gayet iyi, tork konvertörlü standartlarına göre düşünürsek bir eksiğini bulamadım. Direksiyon arkasında vites değiştirme kulakçıkları da sunuluyor. Ancak ben bu otomobili alacak olsam kesinlikle manuel alırdım.
Mustang’in sağlam kozlarından biride konforu… Otobanlardaki uzun dalgalanmalarda başarılı bir şekilde yaylanan Mustang, bozuk zeminlerde de kendini pek huzursuz hissetmiyor.
Sonuç olarak, Mustang eski pony car ruhunu gram kaybetmemiş hatta bunun üstüne Avrupalıların güzel yanlarını da alarak kendini iyice geliştirmiş. Her ne kadar iç mekan kalitesinin zayıflığı ve Ecoboost’un biraz az olan 320 hp’lik gücü başta göze batsa da, Avrupa fiyatının ucuzluğunu ve hayran kitlesini düşününce bunlar sorun olmaktan çıkıyor.

5 thoughts on “TEST – Ford Mustang 2.3 Ecoboost

  1. Ne olursa olsun klasik modellerinin keyfini vermiyor. Mustang deyince 1964-1972 modeller arası akla geliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir